where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 Tüm Yazı ve Haberler
Kıyılara Kaçan Kadınlar
Fikret Kızılok'un Ardından... Eylül, Yalnızlığın Senfonisi...
Yassıada Batıkları Belgeseli
Bir Zamanlar Mandalinalar
Bodrum Bienal'e Hazırlanırken
Fenerci İbrahim Unuttuklarımıza Kızıyor
Çökertme Türküsü Üzerine
Bodrum Gölköy'de nesli tükenmekte olan Datça Hurmaları
Uluburun Batığı Salonu, Bodrum Müzesinde açıldı.
Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu
Çökertme Türküsü Üzerine

Yazar: İkbal Çiğdem Damar
Bu Yazı Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 tarihli dergide yayınlanmıştır.

 "Çökertme Türküsü" nü ilk dinlediğim zamandan beri, bu türküye konu olan hikayeyi ve kahramanlarını ve bu türküyü gündemde tutan şeyi merak etmişimdir... Yalnız bu türkü değil, bir çok yöremizin bir çok türküsü; yalınlığı, gerçekliği ve doğallığıyla ne güzeldir. Arkasında herhangi bir müzik firmasının medya desteği olmadan ve çok meşhur birisinin seslendirmesine ihtiyaç duymadan, en nitelikli müzik eserlerinin bile güçlükle adını duyurabildiği bu ortamda, bu güne kadar ulaşarak kendini var edebilen türkülere hayranlık duyuyorum.

Yalnızca ezgisi, konusu ve insanda bıraktığı hüznü, neşesi, yoğun duygularla karışık ritim duygusu değil, tüm bunları sunabilen türkülerin bize aktardığı şeyleri de önemsiyorum. Çünkü, halk müziğimiz ve danslarımız, bizlere,ait oldukları dönemlerin yaşama şartları, yaygın gelenek ve değerleri hakkında çok şey aktarıyor. Bu konuda genel bir değerlendirmede bulunan J. Attali ise, müziğin gelecekteki toplumsal tarihi önceden temsil ettiğini savunuyor. Ona göre, bir çağın formları, bir sonrakinin toplumsal süreçlerini haber verir. Yirminci yüzyılın siyaset biçimlerinin kökleri on dokuzuncu yüzyıl siyaset felsefesinde yatar. Bu felsefe de on sekizinci yüzyılın müzikal formlarında "embriyon haliyle" mevcuttu. (J. Attali, Noise: The Political Economy of Music, Manchester, Manchester University Press, 1985) Yazarın kapsayıcı ve biraz da havai nitelikteki genellemeleri sık sık eleştirilmiştir. Ancak, bu genellemeler, en azından bazı şeylerin nasıl müzikten doğabileceğine dair bir fikir verebilme meziyetine sahiptirler. (Martin Stokes, 1994, Introduction to Etnicity, Identity, and Music: The Musical Construction of Place, Oxford)

 

Mehmet Uslu'nun yazdığı "Çökertme Türküsü Anıları" başlıklı yazıyı okurken, bir yandan da düşünüyorum: Müzik, gelecekteki toplumsal tarihi önceden temsil ediyorsa, Çökertme Türküsü ve diğer türkülerin müzik formunda, bugünü haber veren bir şeyler varmıydı acaba? Veya bugün mevcut olan müzik formlarımız, geleceğimizle ilgili hangi bilgilerin çekirdeğine sahip?

 

Tüm bunları inceleyip araştırmak etnomüzikologların konusuna giriyor. Etnomüzikoloji kısaca; müziğin kültür içinde incelenmesi olarak tanımlanabilir.Türkiye'de etnomüzikolog olup olmadığını bilmiyorum ama, ülkemiz bu konuda çok zengin bir alana sahip. Özellikle Bodrum'da, müziğin kültür içinde incelenmesi sonucunda, ilginç sonuçlara varılacağını sanıyorum.

 

Bundan yaklaşık olarak 100 yıl kadar önce, Halil Efe ve Çakır Gözlü Gülsüm gibi, aslında toplumun aykırı iki kişisine; Bodrum Hakimi gibi kendini asarak intihar eden yine sıradışı bir kadına, türkü yakacak kadar, toplumsal olayları içine alan bir halk kültürü ve yarattığı müzik eserini günümüzde bile beğeniyle dinlenilir kılan bir müzik kültürü vardı. Çökertme türküsünün öyküsü ve kahramanlarıyla ilgili merakım, Mehmet Uslu'nun bu konuda yazdıklarını okuduktan sonra bir ölçüde giderildi. Ama, Mehmet Uslu'nun kullandığı yöresel anlatım, yazılı metnin içinde geçen bazı deyimler, kişilere verilen lakaplar; bende o zaman ki Bodrum ve yaşayanlarının gelenekleri, hayatı algılayış ve yaşam şekilleri hakkında daha fazla merak uyandırdı.

 

 

 

Bodrum'da bizden önce yaşayan kuşakların geleneklerini, değer yargılarını, yaşam kültürlerini ve Bodrum'un o günlerdeki yapısını, bitki örtüsünü, geçim kaynaklarını, nasıl yönetilip, hangi örgütlere sahip olduğunu ve bunun gibi şeyleri anlatan yazılı ve basılı ne var ne yok diye yaptığım küçük araştırma sonucunda birkaç kitap ve kişi adına ulaşabildim. Bu listeyi tamamladığımızda, önümüzdeki sayılarda sizlere de sunacağız. Bodrum'da yaşadığı döneme tanıklık eden ve bunu sonraki nesillere aktarmayı bir sorumluluk olarak yerine getirenlerin gerçektende önemli bir misyonu gerçekleştirdiğine inanıyorum. Örneğin, Fatma Mansur'un yazdığıve Ara Güler'in fotoğraflarının yer aldığı "Dün-Bugün Bodrum" adlı kitapta okuduklarım, merak ettiğim pek çok konuda bana bilgi verdi ve yaşadığımız kültürel ve yapısal değişikliğin boyutunu dehşetle gördüğüm şekliyle ortaya koydu.

 

 

 

Fatma Mansur'un verdiği bilgiler arasında, Bodrum nüfusunun Mosolos'tan beri hiç bu kadar artmadığı bilgisi çok çarpıcı. Bu artan nüfusun, adeta istilacı bir ruhla, Bodrum'un kendine özgü yanlarını kendince yorumlayarak, artık Bodrum'un kendine özgü hiçbir şeyini bırakmayarak, bu şirin sahil kasabasını yağmaladığını düşündüm. Örneğin, Sudi İlkorur'un "Salmakis'te Bir Çeşme" yazısına da konu olmuş, mitoloji öykülerde bile adı geçen ve çok yakın tarihlere kadar kullanılan çeşme, artık yok.

 

 

 

Eminim ki, artık "Çökertme", "Kerimoğlu", "Satıoğlu", "Bodrum Hakimi" gibi türküler yakılamayacak. Çünkü, artık bu türkülere konu olmuş öykülerde ki o değerler yok. Ne aşklar o günlerde ki gibi, ne de yiğitlik. O ölümsüz aşkların yerini, günü birlik maceralar aldı. Kimse, onuru için yiğitlik yapmayı göze almıyor. Çünkü aşk da, onur da yağmalandı Bodrum'da.

 

Tüm bu ödenen bedellerin sonucunda, elbette olumlu şeylere de ulaşıldı. Artık, Bodrum'da, Fatma Mansur'un da belirttiği gibi, tıpkı Movsolos döneminde olduğu gibi "yok, yok", yani her şey var.

 

Uydu kanalları, internet, cep telefonları, ülkenin en büyük süpermarket zincirlerinin halkaları, özel okullar vs. Bodrum bu anlamda "modernleşti".

 

Modernlik, toplumsal ve kişisel hayata, mekanlara, şekil ve öz olarak yansıdı; dinlenilen, çalınan, yapılan müziğe de...

 

Yalnızca Bodrum'un değil, tüm dünyanın sorunu olan kirlilikler, ve bunlardan önemli bir tanesi olan "bilgi kirliliği" ile karşı karşıya kalındı. Artık, mekanlarımız kendileriyle ilgisiz toplumsal etkiler tarafından işgal edildi ve biçimlendi. Dolayısıyla da, "uzam" ve "mekan" hayali bir şekilde birbirinden ayrıldı (A.Giddens, The Consequences of Modernitiy, Cambridge, Polity, 1990)

 

 

 

Bu durum ise, kendimizi yeniden sabitlememizi gerektirmiştir. Kendimizi özgün ve değişik biçimlerde konumlandırmamız için, müzik de kullanacağımız yollardan biri oldu. Örneğin, kişisel bir cd, yada kaset kolleksiyonu, belli sayıdaki çok özgün "mekan" ve "sınır" kümelerini ifade eder. Kendi müziksel pratiklerimiz üzerine kısacık bir süre için de olsa düşünmek, bizi sahip olduğumuz bir çok kimlikle ve kişilik özelliklerimizle yüz yüze getirir. (Martin Stokes, 1994, Introduction to Etnicity, Identity and Music: The Musical Construction of Place, Oxford)

 

 

 

Böylece, müziğin gitgide "yapmakta olduğu" iş değişmiş, modernleşen hayatla birlikte, müzik de apayrı biçimlerde ve fonksiyonlarda toplumsal ve bireysel hayatımızda yerini almıştır. Müzik, artık "Çökertme Türküsü"nde olduğu gibi duyguları dile getiren ve kendini ifade etmekten başka kaygısı olmayan o yalın halinden çıkmış; kimlikleri ve mekanları, bunları birbirinden ayıran sınırları tanımanın araçlarını sunar hale gelmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               

               

 

 

 

 


Bu konu 1113 kez izlenmiştir