where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 Tüm Yazı ve Haberler
Kıyılara Kaçan Kadınlar
Fikret Kızılok'un Ardından... Eylül, Yalnızlığın Senfonisi...
Yassıada Batıkları Belgeseli
Bir Zamanlar Mandalinalar
Bodrum Bienal'e Hazırlanırken
Fenerci İbrahim Unuttuklarımıza Kızıyor
Çökertme Türküsü Üzerine
Bodrum Gölköy'de nesli tükenmekte olan Datça Hurmaları
Uluburun Batığı Salonu, Bodrum Müzesinde açıldı.
Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu
Bodrum Gölköy'de nesli tükenmekte olan Datça Hurmaları


Bu Yazı Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Koruyamazsak

Yeryüzü Afetleri

Çocuklarımıza Bırakacağımız Miras Olacak.

Koruyabilirsek

Canlı Türleri Bizim Yüzümüzden Yok Olmayacak, Doğanın Dengesi Bozulmayacak

 

Gölköy .. Adını aldığı “göl”ün nasıl bir cennet olduğunun kimse farkında değil. Geçip giden zamanla bu yaşam cennetinin içinde barınan canlılar için nasıl bir cehenneme dönüştüğünün de.

 

Nasıl olsun ki..

 

Dört bir yanımız can evimizden vuran o ışıltılı dünyalarla, görüntülerle çevrilmişken, eğlence dünyası ve başka insanların hayatlarını bir köşemizden pür dikkat izlerken nasıl farkına varabileceğiz sessizce hayatlarımızdan ve dünyamızdan yitip giden değerlerin..

 

Medyada bu güzelim gölde var olan doğal yaşam ortamını ve de şu anda can çekişip yok olmaya yüz tutmuş canlı türlerinin feryadını duyuracak ne bir yazı okuyabilirsiniz ne bir görüntü izleyebilirsiniz. Bitkiler ve hayvanlar birbirlerini yol ortasında bıçaklamazlar ki izlenme oranını yükseltecek bir konu çıksın.

 

İçinde yüzlerce bitki ve hayvan çeşidini barındıran bu göl, korunmalı. Çünkü içinde yaşayan bitki ve hayvan türleri yavaş yavaş yok oluyor. Oysa Türkiye 1996 yılında imzaladığı Bern Sözleşmesi (Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi) ile böyle alanları belirleyip, koruyacağına dair imza attı. Ramsar Sözleşmesi ile de Türkiye 1994 yılında başta sözleşme listesine dahil ettiği alanlar olmak üzere; sınırları dahilindeki tüm sulak alanları korumayı, geliştirmeyi ve akılcı kullanmayı uluslar arası düzeyde taahhüt etti.

 

Verilen bu sözleri tutmak illaki zorlamalarla olmamalı.

 

Neden bu bataklığı korumalıyız? Evet, pek çoğumuzun gözünde burası bir bataklık. Bir parça konuyla ilgilenenler “bataklık” olarak görülen bu yerleri “sulak alan” olarak adlandırmayı tercih ediyor çok şükür. Çünkü bu bölgelerin sivrisinek üreten bataklıklar değil, doğal hayat ortamımızı dengeleyen, en yoğun üretkenliğin yaşandığı doğal ekosistemler olduğunu her geçen gün daha fazla kişi öğreniyor.

 

Sulak alanların ekolojik dengenin devamlılığının sağlanmasındaki rolleri geçmişte yeterince incelenmediği ve değerlendirilmediği için uzun yıllar tüm dünyada hastalık taşıyan, bataklık ve verimsiz alanlar olarak değerlendirildi. Çeşitli amaçlar için kurutuldu.

 

Ancak sonradan yörenin su rejiminde oluşan bozulmalar, iklimsel değişmeler, canlı türlerin nesillerinin tehlikeye düşmesi, artan erozyon ve tuzlanma gibi telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkması ile sulak alanların ne derece önemli olduğu anlaşıldı. (1) (2)

 

Gölköy'deki 37 ° 07'K 27 ° 22'D koordinatlarında yer alan 5 ha büyüklüğündeki bölge hem Doğal Sit alanı, hem de kısmen Bodrum Gündoğan Yaban Hayatı Koruma Sahası sınırları içinde yer alıyor.(3)

 

Alanda Bern Sözleşmesi Ek Liste 1'de yer alan bir tür var: Phoenix theophrasti. Datça Hurması adıyla bilinen bu tür, ülkemizin seçkin bitki koleksiyonuna 1982 yılında Datça Yarımadası'nda yapılan bilimsel araştırmalar sırasında kayıt altına alınan doğal yayılışı ile katılmış nadide bir tür. (4)

 

Alanda kendine yaşam alanı bulan Akdeniz Bölgesine özgü Juncus tuzlu bataklıkları, Akdeniz Bölgesi tuzcul bataklık Gramineae bitki toplulukları, Ege Bölgesine özgü Limonium ve Goniolimon bitki toplulukları habitatları, Bern Sözleşmesinde koruma kapsamı içine alındı. Çünkü varlıkları ve türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Acil önlemler alınması gerekiyor.

 

Çevredeki akarsuların setlenerek sularının biriktirilmesi, ÖBA'daki tüm göl sistemini yok edecek denli zarar vermekte. İnşaat molozlarının ve diğer çöplerin dökülmesi, alanın neredeyse içine evler yapılması, Türkbükü ve çevresindeki yapılaşma nedeniyle ÖBA sürekli bir tehdit altında.

 

Bu küçük cenneti koruyabilecek denli gelişmiş bir yaşam anlayışına sahip olup olmadığımızı zaman gösterecek. Yaşadığımız ortamdaki canlıları ve doğayı algılayıp onlarla birlikte bir denge içinde bir yaşam mı geliştireceğiz? Yoksa istilacı ve yok edici bir canlı türü olarak doğanın bozduğumuz dengesinin sonucu olan yeryüzü afetlerini mi çocuklarımıza miras bırakacağız?

 

(1) Altmışlı yıllarda Amik bataklığı kurutma çalışmaları ile tarıma uygun arazi kazanımı amaçlanmıştı. Oysa bu kurutmanın sonunda daha önce bölgede kuluçkaya yatan “yılan borun-antigna rufa” adlı bir kuş türü ve “varan” adlı bir sürüngen türünün nesli tükendi. Tarım alanı olarak kullanılan araziler her yıl su baskınına uğramaya başladı, gazetelerde sel baskınları haberleri baş sayfalara kadar taşındı. Zira kurutmanın sonunda bölgenin doğal dengesi bozuldu ve sel, kuraklık gibi doğal afetlerle tabiat adeta insanları cezalandırdı.

 

(2) Bir kuş cenneti olan Sultan Sazlığı'nın kurutulması çalışmalarına yetmişli yıllarda başlandı. Bölgede bulunan sular drene edilerek sulamada kullanılmak istendi. Ancak buradaki çalışma sonucunda da ekosistemin doğal yapısı bozuldu ve hiçbir tarımsal kazanç sağlanamadı. Doğal ekosistemlerin bozulması sonucu bölgede belirlenen 259 kuş türünün önemli bir bölümü yöreyi terk etti. Dünya flamingo nüfusunun yaklaşık 1/7 sinin yararlandığı bu sulak alanın kurutulması ve özellikle 1990 sonbaharında yaşanan kuraklık nedeniyle kuş türleri artık buraya uğramaz oldu.

 

(3) Gölköy Önemli Bitki Alanı, Türkiye'nin “Önemli Bitki Alanı” olarak tanımlanmış 122 bölgesinin içinde en küçük alana sahip olanı. Gölköy ÖBA (Önemli Bitki Alanı), Güneybatı Anadolu Bitkisel Çeşitlilik Merkezi (SWA No: 16) olarak tanımlanan bölgede yer alır.

 

 

(4) Gölköy'deki yerli hurma topluluğunun tanımlanması konusunda tartışmalar hâlâ sürmekte. Datça Hurması, Palmae familyasının Phoenix cinsine ait olup, bu familyanın ülkemizde saptanan ilk doğal temsilcisi. Gölköy'deki yerli hurma ağaçları ise genel morfolojik ve tohum özellikleri bakımından saf Datça Hurmasından (Phoenix theophrasti) bazı küçük farklılıklar göstermekte. Kimilerince Gölköy'deki yerli hurma ağaçları, Türkiye'nin batısı ve güneyinde yetişen ve meyveleri yenebilen Phoenix dactylifera'nın anormal bir formu. Phoenix theophrasti türünü, kültive edilen Hurma Palmiyesi'nden (Phoenix dactylifera) ayıran farklar; meyve salkımlarının yukarıya doğru olması ve yenilmeyen küçük meyveleri. Hangi teori ispatlanırsa ispatlansın, Gölköy'deki yerli hurma ağaçları gerek ekolojik gerekse taksonomi açısından oldukça önemli.

 

 

Faydalanılan Kaynaklar:

 

Çevre Koruma Dergisi - Prof. Dr. Melih BOYDAK İ.Ü.Orman Fakültesi

Türkiye'nin Önemli Bitki Alanları – WWF Türkiye - Neriman Özhatay, Andrew Byfield, Sema Atay

İzmir Çevre Bülteni 2002-03

 


Bu konu 1507 kez izlenmiştir