where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 Tüm Yazı ve Haberler
Kıyılara Kaçan Kadınlar
Fikret Kızılok'un Ardından... Eylül, Yalnızlığın Senfonisi...
Yassıada Batıkları Belgeseli
Bir Zamanlar Mandalinalar
Bodrum Bienal'e Hazırlanırken
Fenerci İbrahim Unuttuklarımıza Kızıyor
Çökertme Türküsü Üzerine
Bodrum Gölköy'de nesli tükenmekte olan Datça Hurmaları
Uluburun Batığı Salonu, Bodrum Müzesinde açıldı.
Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu
Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu


Bu Yazı Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu           

 

 

telvin; “Halden hale geçmek” bu geçişler arasında yaşanan, kararsızlık anı ve varılan yer.

Temkin; “mutlak sessizlik ve hareketsizlik”…

 

 

 

Mutlak sessizlik; bu konserde mümkün olmayan bir nokta,ancak sizi kendi içinizde götürdükleri yerde bulabilirsiniz. Kendilerine telvin grubu denmesinden hoşlanmıyorlar, onların tercihi; trio. Bunun nedenini konuştukça daha net anladık… Onların nasıl bir sinerji oluşturduğunu ve bu sinerjinin nasıl ortaya çıktığını fark ettik ve trio olmalarını sağlayan bireysellikleri inceledik.

 

Erkan Oğur, İlkin Deniz, Turgut Alp Bekoğlu yani telvin, 21-22 Aralık'ta Kedi Müzik Kulübü'nde sahne aldı. Son derece kalabalık bir dinleyici kitlesiyle birlikteydiler, Bodrum'daki caz severlerin neredeyse tamamı oradaydı. Bodrum'da yaşayan yabancıların da büyük ilgi gösterdiklerini, telvin'i dinlerken gözlerindeki meraktan okuduğumuzu söyleyebiliriz. Dinleyicilerin sahneden çalan müziğin tarzını anlamakta güçlük çektikleri çok açıktı ki, bizde yaptığımız söyleşi sonunda telvin'i dinlerken tam olarak ne dinlediğimizi tanımlamakta zorlandık. Zaten telvin'in bir tarza dahil olmak gibi bir kaygısı da yok, onlar kendi müziklerinin bir tarz olduğuna inanıyor. telvin nasıl ortaya çıktı, niye çıktı bunlarla ilgilenmekten ziyade, onların bir arada ortaya çıkarttıkları müziğin nelerden etkilendiği veya nelerden etkilenmediği anlatmak istiyoruz.

 

Erkan Oğur'un herkesin bildiği gibi halk müziğine büyük ilgisi var ve bu alanda çıkarttığı albümü var. Bu albümüne gelen eleştirileri ve kaygılarını sormadan geçemedik. Albümünde hep hüzünlü türkülere yer verdiği için eleştiriler alan Oğur, bu eleştirileri;

 

“Ben türkünün kendisine müracaat ettim; yöresine, sözüne, müziğine… Sadece sözüne baktığınızda bile, türkü size hangi hızda söylenmesi gerektiğini anlatıyor” diye yanıtlıyor ve türkülerin arkeolojik olduğunu ekliyor.

 

Sanatçı, türküleri sevdirme kaygısı yaşamadığını, sadece türkü sevgisinden oluşan çalışmalar olduğunu; türkülerin zaman içinde yozlaştırıldığını ve bu yüzden popülaritesini yitirdiğini anlattı. Oğur, türkülerin 19.yy.ın sonlarından başlayarak yozlaştığını, radyo ile bu yozlaşmanın arttığını ve böylece popülaritesini iyiden iyiye kaybettiğini savunuyor. Bu savını; “Radyoda Sivaslı ve Manisalı müzisyenleri bir araya getirip Yozgat türküleri söylettiler. Doğal olarak ağız tutmadı ve icra ettikleri de başarılı olmadı. Bu iyi niyetle başlanan bir projeydi ama bu tarz sapmalar oldu, radyo türkülerin gizliliğini kaybetmesine yol açan sebeplerden biri oldu” örneğini vererek açıklıyor. Bu örnek benim gibi sizin de ironi içinde gülümsemenize neden oluyordur sanıyorum.

 

Oğur'un bu halk müziği ilgisinin yanında, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu'nun da ilgi ve merakı vardır diye düşünüyorduk ki yanıldığımızı fark ettik. Onların halk müziğine ekstra bir meraklarının olmadığını hatta halk müziğini Erkan Oğur dinleyerek daha doğru tanıdıklarını ve içinde barındırdığı zenginliği ve ritmi keşfettiklerini anlattılar. Tam bu sırada İlkin Deniz bize "Hey On Beşli" türküsünün hikâyesini Erkan Oğur'dan dinledikten sonra yaşadığı şaşkınlıktan bahsetti, sizlere bu türkünün Oğur'dan dinlediğimiz hikâyesini anlatmak sanırım bahsettikleri yozlaşmayı ifade edecek örnek olacak. Hey On Beşli; Sarıkamış'ta Ruslarla savaşmaya giden 14-15 yaşlarında çocuklardan oluşan doksan bin erin, savaş alanında donarak ölmesi sonunda yazılan bir ağıtmış. Bu türkünün çok büyük bir kayıp sonrasında gözyaşlarıyla ağıt olarak oluşması bile, onun şu dönemde oyun havası olarak çalınıp dinlenmesine engel olamamış.

 

Deniz ve Bekoğlu'nun halk müziğine ilgilerinin azlığı aslında başta belirttiğimiz gibi, trio olmalarını sağlayan bireysellik… Turgut Alp Bekoğlu; “Bir zenci nasıl blues dinleyerek büyüyorsa biz de elbette türkü dinleyerek büyüdük, başka müzikleri de dinleyip dinlediklerimizi içimize sindirdikçe kendi tarzımızı oluşturmuş oluyoruz” diyor. Bekoğlu diğer yandan, 1995'te bu trionun bir araya geldiğini daha sonra uzun süren zorunlu bir ayrılık yaşadıklarını hatırlatıp, “On sene sonra tekrar birleştiğimizde ne yapabileceğimizi bizde tam olarak kestiremiyorduk. Ortaya çıkana baktığımızda bizim beklentilerimizin ötesinde bulduk kendimizi. Bu ayrılık içindeki hayat birikimimiz ve ayrı ayrı düşünerek yaptığımız hayali provalar bizi buraya getirmiş” diyor.

 

İlkin Deniz; “Hepimizin ayrı ayrı backroundları var, bunları ortaya koyuyoruz. Caz da, halk müziği de çalmıyoruz. Çaldığımızın kendisi bir tarz buna inanıyoruz. Çalarken ortaya çıkanlara bazen kendimiz de şaşırıyoruz. Bütün geçmişimiz etkiliyor müziğimizi, biriktirdiğimiz bütün armoni, ritim öğelerini şahsiyetimizle, inancımızla ve sevgimizle birleştiğimizde çıkıyor müziğimiz” diye anlatıyor. Bu da telvin tarzı…

 

telvin tarzını, çalışmalarına başladıkları yeni albüm ile 2005 yılı içinde tüm dinleyicileriyle paylaşacaklar, albümlerinin bahar aylarında çıkmasını planlıyorlar. Hazırladıkları albümü karşılaştırmaya götürmek istemiyorlar, bunun nedenini İlkin Deniz; “neye göre iyi, neye göre kötü” diyerek en sade şekliyle açıklıyor.

 

Sahne almadan önce gerçekleştirdiğimiz bu keyifli söyleşinin sonunda tam da kendilerine teşekkür edip, kaydımızı kapatıp gitmeye hazırlanıyorduk ki, İlkin Deniz bize bir saattir konuştuğumuz telvin tarzını, müziği aslında en güzel ortaya koyan ufak bir hikâye anlattı. Sizlere kayıtsız, hatırımızda kalan bu hikâyeyi aktarmadan geçemeyeceğim.

 

“Adamın biri cazı merak eder, anlamı üzerine ünlü bilim adamı ve müzisyenlerle görüşmeye karar verir. İlk olarak bir bilimadamına gider. 'Caz nedir?' diye sorar. Bilim adamı ona cazdaki armoninin matematiksel dizilişini anlatır, adam bu tariften memnun olmadığından hemen ünlü caz müzisyeni Dizzy Gillespie'ye gider. Gillespie adama cazın insan ruhunun üzerinde nasıl etkiler bıraktığından bahseder. Adamı bu cevap da tatmin etmez ve bu kez bir düşünüre gider, sorusunu sorar: 'Caz nedir?' Düşünür araştırması gerektiğini söyler ve hummalı bir araştırmaya girer. Kitaplar okur, çıkan haberleri inceler, caz santçılarının eserlerini dinler, hayatlarını inceler... Sabrı kalmayan adam, sonunda dayanamaz ve düşünürden cevap vermesini ister. Düşünür bir süre susar, bekler, düşünür ve daha sonra adama şöyle der:'s..tir et gitsin'.”

 

Bu komik hikâyeyi dinledikten sonra, şu an okuduğunuz yazıyı hazırlamak gerçekten zor oldu diyebilirim. telvin felsefesindeki kararsızlık anını yaşamış oldum sanırım. Tüm bunların yanında Erkan Oğur'un Bodrumlulara, gelecekle ilgili bir hediyesi var diyebilirim. İçinde eskilerden kalma bir Bodrum tutkusunun olduğunu, bu nedenle ileride Bodrum'a yerleşmek istediğini müjdeledi. En kısa zamanda kendisini Bodrum'a yerleşmiş ve her mevsimi bizimle paylaşırken görmek istiyoruz…


Bu konu 1272 kez izlenmiştir