where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 03 Mayıs 2004 Tüm Yazı ve Haberler
Bodrum ileriye mi gidiyor ? Geriye mi ?
Ressam Saliç ve Ali Koçak'ın köy evinde renklerle buluşma ..
Onlar Müziğimize Dört Elle Sarılanlar.. Ayşe Yazgan Batıgün - Nejat Batıgün
Herodot'un Hazineleri Halikarnas'ın Hizmetine Hazır
Anemonlar 'Manisa Laleleri'
Bodrum'un orta yerinde, herkesin tanıdığı, elinden her iş gelen bir alem adam, Dalavera Memet...
Yeni Dönem Belediye Başkanlarından Beklentilerimiz
Yıldız Kenter şžükran Güngör 'Vazgeçilmez Bodrum Tutkuları'
İşte İlhan Berk
Bodrum ve Üçüncü Yaş Üniversiteleri
Anemonlar 'Manisa Laleleri'


Bu Yazı Bodrumlife Sayı 03 Mayıs 2004 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Efsanelerin dediğine göre Anemos, rüzgar, baharın ilk günlerinde geldiğinin müjdesini versinler diye, anemonları kendine adaş olarak seçmiş
Anemonlar ocak ayı biter bitmez çiçek açmaya başlar. Çiçeklerin kırmızı lekeleri Akyarlar fenerinden Turgutreis'e kadar, kayalıklardan tepelere her yere yayılmışlar (tabii bizim bahçemize de!).

Anemon "rüzgar çiçeği" anlamını taşımakta. Efsanelerin dediğine göre Anemos, rüzgar, baharın ilk günlerinde geldiğinin müjdesini versinler diye, anemonları kendine adaş olarak seçmiş. Plinius, rüzgar çiçeği adından ötürü onların yanlızca rüzgar estiğinde açtığını doğrular,

 

Uzaklardan Samara şehrinden gelen genç, solgun yüzlü Rus yazar, Ivetta Gerasimchuk'un 20 yılını yazdığı deneme kitabından, "Anemophiles" ve "Chronists"i cesurca bir ironiyle okuyuşunu hatırladım, yaşamı algılayışındaki kurgulanmış (ve aynı zamanda da gerçek) derin zıtlıkları. Anemophiles (rüzgarların dostları) hayatın getirdiği her değişimi, iyi sonuçlanıp sonuçlanmıyacağını bile kestiremeden, se-vinçle karşılarlar. Chronists -kronikçiler- (Anemophobes, rüzgarların düşmanları) yeniliklere şiddetle karşı çıkarlar, her olayı dosyalar, kayda geçirir ve sonsuza kadar sabitlerler. Her iki filozof grup birlikte ve birbirlerine karşı cesur söylemlerde bulunur. Ne var ki hiç biri diğerine üstün gelemez. Ya siz, kendinizi hangi taraftan sayarsınız?

 

Fakat biz yine anemonlarin gerçek öyküsüne dönelim, öykü aşağıdaki gibidir:

Adonis, Lübnan dağlarının en yakışıklı genç adamı, Aphrodite'nin sevgilisi, büyük bir avcıdır ve aşk tanrıçası onun hayatı için endişe etmesine rağmen, Adonis sık sık vahşi dağlara ve ormanlara gider. Günün birinde, Aphrodite'nin kıskanç kocası Ares'in gönderdiği bir yaban domuzu tarafından ölümcül bir şekilde yaralanır, yere damlayan kan damlaları kıpkırmızı anemonlara dönüşür- bazı bölgelerde buna "adonis'in gülleri" de denir-, Aphrodite aşkını arar ve dikenli çalılıklarda koşarken kendini yaralar, kanı güle dönüşür.

 

Böylece antik dünyanın tanrı ve kahramanlarının duyguları, aşkları, umutları, çaresizlikleri ve kederleri, doğanın güzelliklerine dönüşür (ve bizler bundan hala keyif duymaktayız). Ancak Adonis sonsuza kadar yok olmaz. Tanrılar kurulu kararına göre yılın bir kısmını Aphrodite'nin yanında bir kısmını da yeraltı dünyasının asla değişmeyen kasvetli topraklarında geçirecektir.

 

Adonis'in ölümü, kırık vazo parçalarında küçük birer çiçek bahçesi meydana getiri-

lerek, baharın çabuk doğuş ve yokoluş mucizesini ve daima hissettiğimiz bahar özlemini göstermek için her yıl kutlanır.*

 

şžimdi tekrar Fener'in yakınlarındaki bir taşa oturdum ve bahar belirtilerini ve bahar çiçeklerini gözlemledim. Epey rüzgarlıydı, her zamanki gibi. Olsun; kalbimin derinliklerinde ben bir Anemophile'im. Fakat aynı zamanda da bir yazarım, yaşamın getirdiklerini kağıt yapraklara geçirerek onları sabitlemeyi seviyorum.. Böylece ben de bir çeşit kronikçi oluyorum. Öyle anlaşılıyor ki, yüreğimde iki ruh yaşıyor.

 


Bu konu 1050 kez izlenmiştir