where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 02 Eylül 2003 Tüm Yazı ve Haberler
Iasos Hazinesi
Gani Müjde ile Söyleşi
Bodrum Fareler İmparatorluğu - Ali Poyrazoğlu ile bir söyleşi
Bir Bahçe Kuruyorum 'Gülnar Onay ile Söyleşi
Enver Çamdal ve Cam Fanusu
Bodrum Kuş Cenneti
Yanıbaşımızdaki Dostluklar
Aşk ve Sanat Aynı Sandalda 'Sandalet Sanatçısı Ali Güven ile söyleşi'
Gani Müjde ile Söyleşi

Yazar: İkbal Çiğdem Damar
Bu Yazı Bodrumlife Sayı 02 Eylül 2003 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Gani Müjde ile Söyleşi  Bodrum'da en sevdiği yemek : Deniz börülcesi ve köpoğlu

 

Bodrum'da en sevdiği yer : Bodrum Marina ve çevresi, Barlar Caddesi

 

Bodrum'da en güzel manzara : Club M'in ve yel değirmenlerinin olduğu tepeden akşam üzeri aşağı doğru bakınca görünen.

 

 

Yugoslavya'dan göç eden bir ailenin dört çocuğunun en küçüğü. 01 Ocak 1959 doğumlu. İstanbul'un Balat – Lonca semtinde büyümüş. Mimar Sinan Üniversitesi Sinema – Televizyon Bölümü mezunu. Mizah yazarı, Senarist, Yönetmen. NTV televizyonunda her akşam saat 18:15'te “Gündem Dışı” adlı programı, yaz döneminde Bodrum'da hazırlayıp sunuyor. Bodrum'da demir atmış yelkenlisinin adı “Peynir Gemisi”. Yaşamının önemli bir bölümünü Bodrum'da geçiriyor.

 

 

 

Bodrumlife - Neden Bodrum?

 

 

 

Gani Müjde – Aslında ben Bodrum'a çok önceleri gelen ama geç yerleşen biriyim. 1980'den önce ilk kez Bodrum'a geldim. Bodrum'un kapalı olduğu, naif olduğu yıllar. Ama Bodrum'u sevmem, yakınlaşmam son üç dört senede oldu. Artık İstanbul'da insan yolda yürürken başına her türlü bela gelebilir. Tehlikenin olmadığı bir yer olarak görüyorum ben Bodrum'u. Kötü anlamdaki sürprizin olmadığı bir yer.

 

 

 

Olumlu şeyler var hep Bodrum'da. İnsanların davranışları, sıcaklığı, yakınlığıyla ilgili olumlu şeyler, iklimin getirdiği olumlu şeyler, hepsi Bodrum'u benim için önemli ve değerli kılan şeyler. O yüzden gelir gelmez çok sevdim. Bir de açıkçası artık İstanbul'da denize giremiyoruz. Denize girmek istiyorum, ama bir yandan da girdiğim yerde hem sosyal, hem asosyal olmak istiyorum. Bodrum ikisini de bana veriyor.

 

 

 

İstersem sosyal oluyorum. İstanbul'da göremediğim arkadaşlarımı görüyorum burada. Erol Kepenek diye bir arkadaşım var mesela, İstanbul'da o kadar az görüşebilirken üç günü biz beraber geçirdik Bodrum'da. Bir çok arkadaşımı ben burada görüyorum. İstersem de her şeye kapatabiliyorum kendimi. Denize açılıyorum, kimseyle görüşmüyorum, bir koyda üç gün üç gece kalıyorum, sadece martı seslerini dinleyerek. Bu ikisini de Bodrum bana veriyor.

 

 

 

Bodrumlife – Bodrum'da olanağınız olsa değiştirmeyi istediğiniz ve istemediğiniz şeyler..

 

 

 

SİT Kanununu değiştirmesinler yeter. Bodrum iyi kötü kendini koruyabilen nadir yerlerden biri. Ortak bir mimarisi var, ortak bir mimari dili var, hala bakir koyları var, hala denizi temiz. Bunların hepsi bir şanstır turistik yöreler için. Dolayısıyla bunların korunması, sadece istediğim bu.

 

 

 

Ama neyi değiştirmek isterim; Açıkçası, “Bodrum'a kimse gelmesin, Bodrum benim olsun” gibi bir anlayışı da sevmiyorum. Evet burası güzel bir yer, buraya insanlar gelecek. Önemli olan o insanların buraya ne kattığı. Ben bir süre sonra katılanların olumsuza döndüğünü de düşünüyorum. Ama işte sınırları yaşıyoruz. Allahtan ülkede ekonomik bir problem yaşandı. Bu ekonomik problemden dolayı herkes emlakın para etmediğini öğrendi. “Aman Bodrum'da bir evimiz olsun, Ankara'dan yerini bile görmeden kooperatife üye olalım. Bodrum'un dağlarında ev sahibi olalım” düşüncesi bence bitti. Dolayısıyla bu Bodrum'un mimarisini de kurtaracak. Çok satılık ev var, alan yok. Niye yeni eve girsinler insanlar o zaman yani. Bu son ekonomik krizin Bodrum'a iyi geldiğini düşünüyorum.

 

 

 

 

 

Onun dışında neyi değiştirmek isterdim Bodrum'da.. Daha fazla kültür sanat olmasını isterdim. O özelliğini gitgide yitiriyor gibi. Sadece İngilizlerin tepindikleri barlar, Asena'nın dansettiği yerler olmamalı Bodrum'da. Mutlaka kültür ve sanat çok önemli bir yer tutmalı. Belediye'nin en büyük işlevi bu olmalı Bodrum'da. Bir belediye başkanı ne yapar bir şehirde, hele Bodrum gibi bir şehirde.. Bence yapacağı tek şey, bu yeri bir kültür ve sanat merkezi haline getirmek. Bakın Cannes aslında Nice'in yanında berbat bir şehirdir. Ama bir festival sayesinde Cannes'ı bütün dünya tanıyor. Cannes'ı plajlarıyla tanımıyoruz. Nice'te de var o plaj, Saint Tropez'de de. Her yerde var orada plajlar. Ama bir yer var ki, film festivaliyle ayrılmış. Öyle olmalı. Bodrum'un öyle bir festivale ihtiyacı var bence. Bir zamanlar Çevre Filmleri Festivali vardı örneğin, onun sürmemesi bir kayıp.

 

 

 

Bodrumlife – Bodrum'da, bulunmaktan en çok hoşnut olduğunuz yer? Bir sokak, mahalle, mekan, deniz kıyısı olabilir?

 

 

 

Bodrum Karada (Milta) Marina ve çevresini çok seviyorum. Bodrum Marina kendisi de çok güzel bir marina, dünyanın en güzel marinalarından birisi bence. Çevresi de kendisi de çok güzel. Halikarnas'ın olduğu o caddeyi de çok seviyorum. Neydi adı, Cumhuriyet Caddesi. Birde Club M'in olduğu tepeden gece aşağı bakmayı çok seviyorum.

 

 

 

Bodrumlife – Bodrum'da duymayı ya da telaffuz etmeyi en çok sevdiğiniz kelime?

 

 

 

“Hadin Gari” “Hadin gidiyoz” . İnce bir espri, hoşluk var söylenişinde. “Hadin gari, gidiyoz, toparlanıyoruz, toparlanın.”

 

 

 

Bodrumlife – Bodrum'da yemeyi en çok sevdiğiniz yemek?

 

 

 

Deniz börülcesi. Bir de köpoğlu. Bodrum'da ne yazık ki çok iyi balıklar yok. Balık konusunda zengin bir yer değil. Belki, çiftlikte üretilen balıklar olabilir. Yeri gelmişken, bu balık çiftlikleri sorununu da derhal halletmesi gerekir Bodrum'un. Bu kadar turistik bir yerde fabrika kurmak gibi bir şey bu yani. Bunlar denizi kirletiyor önce, ekolojik dengeyi bozuyor, suyu kirletiyor. Daha ıssız, insanların girmediği, gitmediği yerlerde olması lazım. Derhal kaldırılması lazım. Bodrum'un içinde olmaz ki bu. Bütün koylarda balık çiftliği var.

 

 

 

Bodrumlife – Herkesin bir Bodrum'u vardır derler. Sizin Bodrum'unuz hangisi? Özellikle “işte bu benim Bodrum'um” dediğiniz bir Bodrum var mı?

 

 

 

Ben Bodrum'un iklimini çok seviyorum. İklim çok önemli, bakın şöyle bir çevirin kafanızı, bir tane bile bulut yok. Sürekli rüzgar esiyor, serin. Evde klima kullanmaya bile gerek kalmıyor çoğu zaman.

 

 

 

Bodrumlife – Bütçenizin sınırsız olduğunu varsayalım. Bodrum'da geçen bir film çekmek söz konusu olsaydı, nasıl bir film olurdu bu?

 

 

 

Böyle bir film yapıyorum zaten. Bodrum'da bitiyor film sadece. Ama konuyu söyleyemiyorum. Çünkü sonra başkası yapıyor.

 

 

 

Bodrumlife – Ne kadar bir sürede vizyona girer tahmininizce?

 

 

 

Bir sene, bir buçuk sene sonra ancak.

 

 

 

Bodrumlife – Lisede iken çizdiğiniz bir karikatürün Gırgır dergisinde yayınlanmasıyla yayın hayatınız başlamış. “Hava atmak” için karikatür çizmeye başlamışsınız. Yeni kurulan bir mizah dergisinin çizerleri, aralarında mizah yazarı olmadığı için, içlerinden en kötü çizeni seçmişler ve bu sizmişsiniz. Mizah yazarlığınız böyle başlamış. Peki ya sinema ve televizyona nasıl bulaştınız?

 

 

 

Reklamcı olmak için bulaştım. Reklamcıların iyi para kazandığını duydum. Benim hiç öyle idealist falan bir yönüm yoktu, sadece para kazanmak için sinemaya girdim. Sinema okuluna girdim daha doğrusu. Sonradan ben neyin ne olduğunu anladım. Benim bütün derdim o sırada yırtmaktı. Yugoslav göçmeni dört çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak başka çarem yoktu. Yırtmak zorundaydım.

 

 

 

Bodrumlife – Yüzünüzden eksik etmediğiniz bir gülümsemeniz var. Munis ve hayata olumlu bakan, hatta romantik olduğunuzu düşündüren bir izleniminiz var. Hırs ve telaş, mağrur bakış yok gibi içinizde. “Tevazu gösterme gerçek sanırlar” mı?

 

Yoksa “Tevazu bilgiden gelir” mi?

 

 

 

Tevazu bilgiden gelir tabii. Aslında bu konuda iki arada kalmışlığım vardır. Ülkemizde tevazu yanlış anlaşılan bir şey genel olarak. Ama ben bundan korkmuyorum. Yanlış anlayan kendi kaybeder diye düşünüyorum. Tevazuyu tercih ederim.

 

 

 

Bodrumlife – “Etliye sütlüye karışmadan mainstream'i güldürecek orta karar esprileri yapan karikatürist ve script yazarlarındandır” yorumu yapılmış sizin için internetteki ekşi sözlükte. Size “tiki ( ) ” demişler. Ne söylemek istersiniz?

 

 

 

Aslında orada yazanları çok ciddiye almıyorum. Ortak bir görüş değil, çok özel nedenlerle bile herkes yazabiliyor. Bunu ciddiye alıp eleştiriye cevap bile vermem. O platformun iyi bir izleyicisiyim, herkese karşı biraz kusuluyor orada. Herhangi bir şey övülmüyor. Övülen çok az kişi vardır, iki ya da üç kişi filan. Orası öyle bir platform. O yüzden ciddiye almıyorum, hakikaten cevap bile veremem, o kadar aptalca eleştiriler var ki.

 

 

 

Bodrumlife – Gündem Dışı programınızda hafta içi her gün ayrı bir konukla söyleşiyorsunuz. Bu söyleşileri yazın Bodrum'da gerçekleştiriyorsunuz. Zor olmuyor mu her gün bir başka konuk bulmak? Örneğin Bodrum değil de diyelim ki Kula'da programınızı yapmak mümkün olabilir miydi?

 

 

 

Yapılamaz. Aslında maalesef Bodrum'da Türkbükü dışında da yapılamaz. Çünkü, Türkiye'nin tanınmış simaları az sonra buradan geçerler. Biz kolundan tuttuğumuz gibi oturtuyoruz sandalyeye. Az önce sizinde şahit olduğunuz gibi, Serdar Ortaç geçti buradan. Peşinden koştular, yarın ki çekim bağlandı. Türkbükü'nün böyle bir özelliği var. Divan Palmira da çok iyi ağırlıyor bizi. Çok iyi ev sahipliği yapıyor. Açıkçası kendi aramızda bu sene Bodrum mu, Çeşme mi diye çok konuştuk. Bu sene Çeşme çok moda çünkü. Ama yine Bodrum'da karar kıldık. Çünkü burada iyi bir atmosfer, iyi bir ortam buluyoruz. O yüzden bu sene de böyle gidecek. Bodrum'dan vazgeçemiyoruz yani.

 

 

 

Bodrumlife – İyi bir denizci misiniz?

 

 

 

Aa tabii. Aslında iyi bir denizci olmaya çalışıyorum. Çünkü denizciliğin ağır kuralları var, kolay bir iş değil. Ben hep olmaya gayret ediyorum. Üç tarafımız denizlerle çevrili, ağırıma gidiyor kara insanı olmak. Bu kadar çok denizle birlikte yaşayan ama denize uzak olan çok az

 

ülke insanı vardır. Belki bir Mısır vardır, Cezayir vardır, denizci olamayan, kara insanı toplumu olarak kalan. Bakıyorum, Portekizliler, İspanyollar, İtalyanlar, İngilizler, Yunanlılar hepsi denizci. Bu da benim ağırıma gidiyor. Anadolu'da şu coğrafyada bulunup da denize bu kadar yabancılaşmanın manasız olduğunu düşünüyorum. Ama bizim mevzuatımızı da biliyorsunuz; denizci olmak isteyene basur bile soruyorlar bu ülkede. O yüzden de bunu devletin çözmesi lazım. Denizle insanları barıştırması lazım.

 

 

 


Bu konu 1271 kez izlenmiştir