where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 28 Haziran 2014 Tüm Yazı ve Haberler
Girit'ten bir peksimet klasiği: Dako's (kouloukopsomo)
Yokluk zamanlarının cankurtaran yiyeceği peksimet, uzun süren sünger seferlerinin gözdesiydi.
Deniz güzelinin karada boynu bükük olur Yazı: Reyhan Bayındır Gönenç
Bodrum'da Bahar Uyanırken Yazı: Korkmaz Göçmen
Güzellikleri Görmek Yazı: Reyhan Bayındır Gönenç
Bodrum tarzı güzel bir bahçe içinde yepyeni bir lezzet ustası Ent Restaurant
Ha la Bodrum: Gerçek bir Bodrum evinde, rüya gİbİ bir tatil üstelİk herşey 'Bodrum Usulü'
Yokluk zamanlarının cankurtaran yiyeceği peksimet, uzun süren sünger seferlerinin gözdesiydi.

Yazar: Orhan Dumanlı (Kısmet Restaurant)
Bu Yazı Bodrumlife Sayı 28 Haziran 2014 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Şöyle hatırlıyorum; kriz dönemlerinde veya tabiatta dağda, bahçede bir iki gün kalınacaksa babamın ilk sözü “iki topan peksimet koyalım” olurdu anneme. Yıllar içinde peksimetin acil durumlarda ne kadar önemli olduğunu gözlemlerimden anladım.

Dedem rahmetli İbrahim Çavuş’un (İbrahim Değirmencioğlu) anneme anlattıklarından aklımda kalanlarsa; o tarihlerde Bodrum’un ticaret hayatına yön veren kuru incir, kuru üzüm, defne, harnup, canlı hayvan ve sünger ticaretiyle uğraşan Yahudi ticaret erbabı patronlarının canlı hayvanlarını taşıyan gemilere ve sünger aldıkları gemicilere yaptırdıkları hediye peksimetlerdi.  

Peksimet deyince, peksimetin ne olduğunu konuşmadan, bir anda biraz eskilere gittik. Peksimet, ekmeğin biraz daha katı hamurlu olanının altı-yedi ila mevsime göre on iki saat arasında uygun hararetli fırında tutulup suyunun tamamen çektirilmesiyle elde edilen,  altı- yedi ay sonra bile tekrar suyu bulunca ilk günkü nefasetini koruyan, kötü gün dostu bir ekmektir.

Şimdi bakın bu ekmek, bu peksimet bizi bir anda Bodrum’un bir köyüne çağırıyor;  Peksimet Köyüne. I.Dünya savaşı yıllarında komşu Yuna- nistan’ın adalarında açlığın ve yokluğun had safhalara geldiği dönemlerde birtakım Yunanlı girişimci tüccarlar Praçella denilen kargo tekneleriyle Kadıkalesi İskelesi’ne  
Mısır’dan  buğday, arpa, darı (mısır) getiriyorlardı.

Bunları o yıllarda on beş haneli, altı değirmenli, halkın bir kısmının değirmencilik,  bir kısmının keçi çobanlığı yaptığı yerleşim yerine verip, karşılığında peksimet alıyorlardı. Buranın kadınları adeta bütün günlerini peksimet hamuru yoğurmakla geçirirlerdi.

Dolayısıyla bu on beş  haneli yerleşim birimi ismini o günkü ticari uğraşı olan peksimetten almıştır.  Sonraki yıllarda süngerciliğin Bodrum'un hayatına girmesi, tütün işlemeye Milas ve Karaova’ya, pamuk toplamaya Söke’ye gidilmesi,  peksimete de bir o kadar hayatımızda önem kazandırdı. Bodrum’un Umurca, Türkkuyusu, Yokuşbaşı  semtleri  Karaova’ya (Mumcular)  tütün toplamaya giderken kendi peksimetlerini yapıp götürürlerdi. Giritli ve Eskiçeşme mahalleleri gemicileri, denizcileri de


uzun sünger seferlerine çıkmadan önce peksimetlerini yaptırıp yanlarına alırlardı. Her sefer öncesinde bu, kasabanın hayatına  canlılık getiren bir ritüeldi.

Eski süngerci ve kaptanlardan Mehmet Yavaş’la yaptığım bir sohbette; “Adalardan göçmen olarak gelen, 1958 yılında şimdiki Halk Eğitim Merkezinin arkasında fırını olan Gıdinni Mustafa Amca’nın peksimetlerinin meşhur olduğunu, Çeşme’den Sakız Adası’na kadar peksimet yapıp gönderdiğini” söyledi.

1958 yılından önce de yine adalardan Çeşme'ye gelip yerleşen birisinin peksimet yaptığı, peksimetlerinin de çok meşhur olduğu bilinirmiş. 1959 yılında, 6.5 m boyunda motorsuz, çift kürekli, tulum yelkenli, dört personelli, Turna adlı Aynacı sandalı denilen sünger sandalı ile sefere çıktıklarını, peksimet olmadığı takdirde seferlerinin olamayacağını öğreniyorum.

Her sene yılbaşından sonra süngerciler peksimet  siparişlerini verirlermiş. Bir aynacı sandalı için altı çuval takribi 200 kg. peksimet yaptırılıp, dört çuvalı büyük bir ustalıkla kıç altına sığdırılır, üç ayda yenilir, iki çuval kalınca rastladıkları ilk kıyı kasabasında ekmek almaya başlarlarmış.  
Bodrum'da  kalan iki çuvalı da bin bir zorlukla avladıkları süngerleri Bodrum'a göndermek için yanaştıkları bir kıyı kasabasına getirtirlermiş.

Nisan ayında çıkılan bu seferler Ayvalık’a kadar sürer, üç ayda Ayvalık’a varılırmış. Tabii ki peksimetin yanında zeytin, kuru fasulye, kuru börülce, az miktarda pirinç ve çay teknelere yüklenirmiş. Aynacı sandallarıyla aynı tarihlerde Gangava tekneleri  de süngere çıkarmış ki bunlar Aynacı’dan daha büyük, on beş- yirmi metrelik motorsuz, kürekli sünger kayıklarıdır. O yılların meşhur Gangavacı sünger avcılarından Bitezli Yakup’un Memet  ve Yakup’un Niyazi  de yanlarına peksimet almadan gangava tekneleriyle limandan ayrılmazlarmış.

Peksimet unu fırınlara ilk dönemlerde, Antalya Finike’den Praçella isimli kargo tekneleriyle gelirdi. Bu praçellalar başı ve arkası yüksek, hacıyatmaz gibi denizden çok fazla etkilenmeyen, depo kapaklarını kapattıkları zaman su almayan Yunan yapımı kargo tekneleriydi. Ellili yıllarda Bodrum Limanı’na on beş günde  bir  Finike’den mal  getiren bu kargo teknelerini  zamanın en meşhur kılavuz kaptanı Abona Mehmet liman ağzından alır, kayaların arasından yelkenle bir çizik bile almadan geçirerek şimdiki belediye meydanının önüne rampa getirirdi. Sonra hamallar büyük el arabalarıyla bu unları fırınlara dağıtırdı. Kaptan Abona Mehmet kargo teknesinin geldiği kendisine haber  verilinceye kadar  şimdiki belediye meydanının sağ tarafındaki eczanenin olduğu yerde bulunan fırının yanında vakit geçirir, Hayyam misali hayatın tadını çıkarırdı.  

Sonraki yıllarda bu unlar  yetmiş - seksen kg. lık çuvallar içinde İstanbul’dan kalkıp İskenderun'a gidip dönen Nejat Vapuru ile hava şartlarına göre onbeş yirmi günde bir gelmeye başladı. Açıkta duran bu vapurdan yolcular ve yükler sandallarla alınıp, karaya çıkarılırdı. Bu dönemlerde de şimdiki deyimle popüler (in) olan, fırıncı Şalvarağa’nın  Ömer,  fırıncı Hacı ve diğer beş adet fırın sahibi gelirdi. Peksimet o dönemlerde nohut mayasından yapıldığı için de çok dayanıklı olurdu.

Bu peksimetlerin önemli müşterileri arasında  Kerimoğlu Hasan Kaptan ve nur içinde yatsınlar isimlerini sayamadığım, şimdinin büyük törenlerle ihracatçı ödülleri verilenler kadar önemli olan, önlerinde saygıyla eğilmemiz gereken, nefesleri ve cesaretleriyle var olmuş onlarca kaptan ve süngerciye bir kez daha bu vesileyle koca bir MERHABA demek isterim.

Yetmişli yıllara gelince Giritli Mahallesi'nden sünger seferine çıkmadan önce hazırlanan peksimetlerin yanında şimdiki Kumbahçe Mahallesi muhtarlığı önündeki Mana (Rumca anadan) Meydanı’nda bir dana kesilir, etler kuyruk yağıyla kavrularak tenekelere basılır, buradaki yedi adet kuyudan (bunlar alttan tünellerle birbirine bağlıdır) teknelere su alınarak sefere çıkılırdı. Unu kendisi satın alan süngerci tekneleri fırınlara sadece peksimet pişirme parası verirdi.

Seferler Nisan ayında başlar, Ağustos sonları, Eylül ortalarına kadar sürerdi. Nisan ayının ilk seferinde sünger avlayıp, kurutup basan kaptanlar büyük bir keyifle ve övünerek bunu etrafa yayarlardı. Bodrum halkı sonraki  yıllarda  mandalina üretimi ve daha sonra turizmin ön plana çıkmasıyla, tütün işlemek, pamuk toplamak gibi zahmetli işleri bıraktı.

Zamanımıza gelince, ne çalışan süngerci, ne denizlerimizde sünger, ne de sünger kayığı, aynacılar kaldı; Eski yılları bize aktaracak, bir elin parmağını geçmeyen, yaşayan birkaç sünger avcısı ile kaptandan ve Bodrum Deniz Müze’mizden başka.

Zaman içinde, peksimet yapan fırınlar da birer birer bu işi yapmaz oldu. Ancak, Yalıçiftlik Köyü'nde hala bu işi karı-koca yapan birkaç aile var. Misafir olduğum bu ailelerden birisi de Mehmet Yalçın ve eşi Hamide Yalçın, başlarında da Allah uzun ömür versin anneleri Fatma Yalçın Teyze, tam otuz iki senedir bu işi yapıyorlar hep beraber kara fırında.

Kepekli tam buğday unundan yoğurdukları katı peksimet hamurunu, hava şartlarına göre beş-altı saat dinlendirip, şekillendirip, uygun ısıdaki fırında yarım ila bir saat ön pişirmeden geçirip, dışarı alıyor; soğuyunca tekrar fırına atıp, altı-yedi, kışın soğuk havada da on iki saat kadar fırında tutuyorlar ki ne kadar uygun ısıda, uzun süre fırında tutulursa o kadar dayanıklı olurmuş.

Şimdilik Bodrum'un Cuma Pazarı'na getirip satıyorlar. Şimdilik diyorum; Avrupa Birliği Gıda Şartnamesi'nde tam bir tarifi olmadığı için ufak baskılar başlamış bile.

Böyle giderse, zaman içinde yerel değerlerimizden birisini daha, sadece Wikipedia ansiklopedisinde okumak zorunda kalacağız.

Teknelerimiz ne kadar güzel, güvenilir ve güçlü olursa olsun, evlerimiz ne kadar denize sıfır, en yüksekte, en büyük, en sağlam olursa olsun, bana kalırsa siz yine de iki topan peksimet sarıp bir köşeye koymayı unutmayın.


Bu konu 2559 kez izlenmiştir