where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 19 Mayıs 2011 Tüm Yazı ve Haberler
Ayla Eriş Resim Sergisi Oasis - Nurol Kültür Merkezi 6 -18 Mayıs 2011
Özgürlük Hem de Herşeye... 'Bodrum Otobüs Kızları' Kitabından..
Bir kalemiz, bir de düğünlerimiz kaldı
Marina Yacht Club'te 'Güneşi Cazla Batırıyoruz' Festivali
Herodot Üçüncü Yaş Akademisi
Bodrum Halikarnassos iken Paranın Değeri
Bodrum Müzesi'nde Sikke ve Takı Salonu Açıldı.
Avrupa'nın en büyük Uluslararası Dünya Dans Günü Kutlaması Bodrum'da Gerçekleşti
Bodrum'da en iyi ev yemekleri mekanları
Komşu ada Kos tüm yakınlığıyla bizi bekliyor...
Cevizli Top Kabak Dolması
Kış ayları boyunca Bodrum?u mesken tutan Kanada'nın 'Süper şef'i, 'Yemek Tanrısı' Byron Ayanoğlu'ndan Dostluk ve Yemek Hikayeleri
'Kendi Başına' isimli öyküsünden kahve üzerine...
Gayık'tan Guletâ??e
Cafe Port Yeni Cruise Limanında
Bodrum'da tatil için Yarbasan Holiday Homes
Bodrum'da 2011 yaz aylarının sanat ve eğlence takvimi neredeyse kesinleşti.
Bir kalemiz, bir de düğünlerimiz kaldı

Yazar: Reyhan Bayındır Gönenç
Bu Yazı Bodrumlife Sayı 19 Mayıs 2011 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Bir kalemiz, bir de düğünlerimiz kaldı
Dün akşam bir film izledim. Yetti Gari İbraam. Senaristi ve yönetmeni Harun Özakıncı. Bu komedi filminden ağlayarak çıkan benden başka biri daha var mı, bilmiyorum. Film yıllardır Bodrum’a ve Bodrumlulara karşı içimde biriken duyguları coşturdu, sel olup aktı.

1962 yılında gözlerimi Bodrum’da açtım. O zamanlar çıkmaz sokak olan Hacımolla Sokağı’nda büyüdüm. O sokak benim büyük bir ailem oldu hep. O sokakta bazen mandalin ağaçlarının gölgesinde oynadım, bazen kamyon iç lastikleri ile denizinde yüzdüm. En önemlisi bazen Ayşem Teyzenin elini beline koyup bir parmak sallayışıyla hizaya geldim, bazen Fatma Teyzenin koynuna alıp uyutuşuyla uysallaştım. Çıplak denize girmek isteyip annemle inatlaştığımda, Zeynep Teyzenin hoşgörüsü ile karşılandım. Mahinur Teyzenin temizlik ve görgü kuralları ile yoğruldum. Dediğim gibi ben bu sokakta, büyük bir ailenin içinde büyüdüm, eğitildim, piştim.

Yalnız bu da değil, bazı akşamüstleri büyük küçük beraber oynanan ‘gugu’ oyunuyla coştum. Bazı geceler bahçe arıkları üstüne yerleştirdiğimiz sandalyelerden korsan olarak yandaki yazlık sinemada ‘Turist Ömer’i” izledik, hep beraber güldük. Sokağın esprili, samimi, güvenli havasında penceremiz, kapımız açık uykuya daldım.

Sonra ne mi oldu? Bodrum değişime uğradı. Bodrumlular önce kucak açtı değişime ve yeni gelenlere.

Ne olduysa, gelenler Bodrum kültürüne karışma yerine değiştirmeğe, akılları sıra Bodrumluları eğitmeğe kalkışınca oldu. Oysa Bodrum süngeri, balıkçılığı, mandaliniyle, kendisine yardım eden ılımlı iklimi ile en önemlisi olumlu insanlarıyla çok mutluydu.
Hep yapılan bir eleştiri Bodrumlunun tembel oluşudur. Ben buna rahat ve stressiz olması diyorum. Sıcak bir iklimde çok çalışamazsınız,  çok da gerek yoktur. Çünkü bir hırka bir sandaletle kışı geçirirsiniz. Evler taş olduğundan kışın soğuk olmaz, ocakla ısınırsınız. Yakacağınızı da lodos getirir. Yazın da sıcak olmaz evlerimiz. Sokaklardaysa bırakın çalışmayı, yürüyemezsiniz; gün ağustos böceklerinindir.  Durum böyleyken ve Bodrumlu süngercilikte pek çok canlar vererek olağanüstü bir mücadele gerçekleştirmişken ona tembel diyerek haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Bodrum’da önce isimler değişti. Her biri ruhumu ve kulağımı okşayan, bölgenin tarihi geçmişiyle bağı olan isimler. Mindos Gümüşlük oldu, Müsgebi Ortakent, Farilya Gündoğan. Sonra fuller, küpeler, begonyalar, hanımeliler, fesleğenler söküldü, beyaz badanalı teneke saksılardan…

Plastik saksılara iklime uygun olmayan latince isimli bitkiler dikildi. Avlular gitti, teraslar geldi.



Gelenler Bodrumlulara “yerliler” dedi. Ee biz de onlara “yabancı”...

Bodrumlunun sevecenliği, hoşgörüsü hiç değişmedi aslında. Rant yüzünden gelişen olaylarla gelenlere, belki biraz da çocuklarına yalnızca küstü.
Denilir ki Bodrumlu çalışmadı, geri çekildi. Kültürüne sahip çıkmadı. Oysa genlerinde kavga ve hırs olmadığından kabuğuna çekildi.
Bugünlere gelinmesinde elbette Bodrumluların da yanılgıları olmuştur. Çünkü plansız gelen değişimde yerel yönetimler bilgilendirici ve yönlendirici olamadı.
İyi güzel de bugün sürekli Bodrum’u ve Bodrumluları eleştirenler ne yaptı, ne yapmakta. Gelenlerin hiç mi suçu günahı yok!

Bu yozlaşmanın sorumlusu salt Bodrumlular mı?

Cevat şžakir ile başlayan,  Sabahattin Eyüboğlu ile devam eden ‘Mavi Yolculuk’ lar yalnızca gezmek tozmak için değil, Ege ve Akdeniz uygarlıklarını tanımak bu arada kıyıları görmek amacıyla başladı. Denize ve denizciliğe uyuldu bu gezilerde. Deniz üstünde balık tutulur balık yenir, peynir zeytin katık edilir bazen rakıya. Balık çıkmazsa eğer; üstü soğan kavurmalı pava (fava) ya da gemici usulü pişmiş kuru fasulye vardır sofrada.  Bugün ise bu geziler darbuka turizmine dönüştü. Üç aşçı ile yapılır oldu geziler, sanki yüzer dünya mutfağı tekneler.
Cevat şžakir’in Bodrum’a yararı mı olmuştur, zararımı sorusunu sorabilenlerin, Bodrum için ne yaptıklarını bilmek istiyorum.

Ve soruyorum: mavi yolculukları kim yozlaştırdı, Bodrumlular mı?

Bu yıl Müsgebi (Ortaken ) deve güreşlerinde Kürtçe ezgiler çalındı. Bir Ege kültürü olan güreşler davul-zurna ve zeybek havası ile bir bütünken.

Soruyorum bu Bodrumlunun tercihi mi?

Hiçbir Bodrumlunun Van’a gidip ‘çökertme’yi istek yapacağını sanmıyorum. Eğer Van’a gitmişsem Van’ı ve insanını tanımak için giderim. Yemeğini yer, müziğini de keyifle dinlerim.

Benim bir çözüm önerim var; kızmaca darılmaca yok.
Bugün Bodrum’u, Bodrumluyu, havasını, suyunu, denizini, yemeğini, müziğini, konuşmasını sevmeyen, beğenmeyen bence Bodrum’da kalmasın. Bodrum kültüründe değiştirmek istedikleri özellikleri taşıyan yerlerde yaşasınlar. Yok, eğer burada yaşamayı seçiyorsak bindiğimiz dalı kesmeyelim. Bu çelişkiye son verelim. Bodrum’u,  Bodrum yapan özellikleri nedeni ile seçip, sonra onları değiştirmeye kalkmayalım.

Değişmeyen tek şey değişimse, Bodrum’da değişecek, gelişecek elbette. Bodrum şöyle kötü, böyle kötü, eskiden ne güzeldi, demenin yararı yok. Bunların hepsini biliyoruz, hepsi de doğru. Ama bence Bodrum bu güne kadar bir yolunu bulup tıpkı Ajda Pekkan gibi güzel kalmayı başardı.
Bundan sonra hep birlikte Bodrum’a biraz yardım etmeliyiz, ne dersiniz?
 Bodrum’un havasından mı, denizinden mi bilinmez, Bodrum’a geldiğinizde sanki sinirleriniz alınmış gibi bir pelte hali yaşarsınız. Bu mıknatıs etkisini kimi kentin ruhuna, kimi güzelliğine bağlar. Bunun sırrının Bodrum insanın sakinliğinde, kavga bilmeyen yapısında olduğunu kimse düşünmez. Bu mıknatıs etkisi bu sinerji bizi bu güne kadar getirdi, vücuttaki ben kadar kalan Bodrum’lu büyüklerimizi biraz örnek alsak bizi daha ne kadar götürür bilemiyorum.

Kaybolan değerlerimiz için içimiz yansa da,  zaman ah vah etmek, eski bodrum ne güzeldi demek zamanı değildir. Bodrum da yaşayan herkesin, yerel yönetimlerde dâhil şapkasını önüne koyup düşünme zamanıdır.

Çünkü: özgün bir kalemiz
bir de düğünlerimiz kaldı.

rbgbodrum@gmail.com



Bu konu 1424 kez izlenmiştir