where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 19 Mayıs 2011 Tüm Yazı ve Haberler
Ayla Eriş Resim Sergisi Oasis - Nurol Kültür Merkezi 6 -18 Mayıs 2011
Özgürlük Hem de Herşeye... 'Bodrum Otobüs Kızları' Kitabından..
Bir kalemiz, bir de düğünlerimiz kaldı
Marina Yacht Club'te 'Güneşi Cazla Batırıyoruz' Festivali
Herodot Üçüncü Yaş Akademisi
Bodrum Halikarnassos iken Paranın Değeri
Bodrum Müzesi'nde Sikke ve Takı Salonu Açıldı.
Avrupa'nın en büyük Uluslararası Dünya Dans Günü Kutlaması Bodrum'da Gerçekleşti
Bodrum'da en iyi ev yemekleri mekanları
Komşu ada Kos tüm yakınlığıyla bizi bekliyor...
Cevizli Top Kabak Dolması
Kış ayları boyunca Bodrum?u mesken tutan Kanada'nın 'Süper şef'i, 'Yemek Tanrısı' Byron Ayanoğlu'ndan Dostluk ve Yemek Hikayeleri
'Kendi Başına' isimli öyküsünden kahve üzerine...
Gayık'tan Guletâ??e
Cafe Port Yeni Cruise Limanında
Bodrum'da tatil için Yarbasan Holiday Homes
Bodrum'da 2011 yaz aylarının sanat ve eğlence takvimi neredeyse kesinleşti.
Herodot Üçüncü Yaş Akademisi


Bu Yazı Bodrumlife Sayı 19 Mayıs 2011 tarihli dergide yayınlanmıştır.

Herodot Üçüncü Yaş Akademisi
İngiltere'de ve Dünya’daki Üçüncü yaş Üniversiteleri konusunda inceleme yapma ve bu konuda ilişkiler kurma olanağı olan Selçuk şžahin, 2010 yılında bu konuya tutkuyla eğilerek, çevresinde bir grup insanı bu konuda bilgilendirerek,
ilgi yandırmayı başardı. Bu yıl birinci yaşını dolduran ''H3A'' (Herodot Üçüncü Yaş Akademisi) Derneği
Bodrum'da ikamet eden bir grup yabancı uyruklu emekli ile, bu projeye inanmış  yerel gönüllüler arasındaki
işbirliğiyle hayata geçirildi. İnternette kendisine ait bir sayfası da olan topluluk (www.hero3a.com),  
bir yıl içinde başardıklarıyla, Türkiye'deki ilk”Üçüncü Yaş Üniversite'si” olma onurunu taşıyor.

İnsan yaşamı özetle çocukluk, gençlik ve yaşlılık olarak üç dönemlidir. İnsan gücü olduğu sürece, yaşı ne olursa olsun, hala genç döneminde hisseder kendini. Bugün yaşamın kolaylaşması ve tıptaki ilerlemelerle, yaşları ilerlemiş olsa da, kendini genç hisseden o kadar çok insan var ki! Ne çare ki toplum düzeni, yaşam savaşında arkadan yetişen genç kuşaklara, onlara kendi hayatlarını kurup, sürdürebilecekleri maddi olanaklara kavuşabilmeleri için, yer açılması gereğini dayatıyor. Bir bakıma, bir kuşağın arkasından gelen kuşaklara yer açmasına emeklilik adı veriliyor.

Günümüzde modern toplumlar, artık böylelikle atıl kalmış, toplum çarklarının dışına itilmiş, ancak gücü aklı yerinde, doğurganlık oranlarının düşmesiyle neredeyse gençlerin sayısına eşit sayıda, orta yaş üstü insanların varlığı ile yüzleşmek durumunda.  Kırsal yerlerde, kahveleri, camileri, meydanları dolduran bu işlevsiz kalabalıklar, kent ortamlarında nasıl oyalanacaklarını bilemeden, can sıkıntısı içinde yapacak yararlı bir iş ararlar:
ev işleri, bahçe işleri, torun bakmak gibi. Zamanlarını nasıl geçirdiklerini anlatan   ''geçirmek'',  
İnsan yaşamı özetle çocukluk, gençlik ve yaşlılık olarak üç dönemlidir. İnsan gücü olduğu sürece, yaşı ne olursa olsun, hala genç döneminde hisseder kendini. Bugün yaşamın kolaylaşması ve tıptaki ilerlemelerle, yaşları ilerlemiş olsa da, kendini genç hisseden o kadar çok insan var ki! Ne çare ki toplum düzeni, yaşam savaşında arkadan yetişen genç kuşaklara, onlara kendi hayatlarını kurup, sürdürebilecekleri maddi olanaklara kavuşabilmeleri için, yer açılması gereğini daya-tıyor. Bir bakıma, bir kuşağın arkasından gelen kuşaklara yer açmasına emeklilik adı veriliyor.

Günümüzde modern toplumlar, artık böylelikle atıl kalmış, toplum çarklarının dışına itilmiş, ancak gücü aklı yerinde, doğurganlık oranlarının düşmesiyle neredeyse gençlerin sayısına eşit sayıda, orta yaş üstü insanların varlığı ile yüzleşmek durumunda.  Kırsal yerlerde, kahveleri, camileri, meydanları dolduran bu işlevsiz kalabalıklar, kent ortamlarında nasıl oyalanacaklarını bilemeden, can sıkıntısı içinde yapacak yararlı bir iş ararlar:
ev işleri, bahçe işleri, torun bakmak gibi. Zamanlarını nasıl geçirdiklerini anlatan   ''geçirmek'',  ''oyalanmak'', ''eylenmek'' gibi sıfatlar, iş yaşamının dışına savrulmuş insanların hayata bakışlarının bir göstergesidir. Sanki artık hayat,  bir amacı olmayan, neşesiz, ''öldürülmesi'' gereken birşeye dönüşmüştür. Kanser, kalp rahatsızlıkları gibi başlıca erişkin yaş hastalıklarının  moral bozukluğu, yoğun stres ve ''işi bitmiş'' olmak gibi duygusal nedenlerle ilişkilendirildiği, artık tıbbi gerçekler olarak dile getiriliyor.

Orta yaşı geçip, belki 25-30 yıl daha emeklilik yaşamlarını sürdürmek durumunda kalan insanların yaşamınının bu evresi genellikle “Üçüncü Yaş” olarak adlandırılıyor. Kişilerin bedensel ve zihinsel yetenekleri yerinde olmasına rağmen, iş ve aile yaşamında yüklerinin azaldığı, buna karşılık yaşam tecrübelerinin arttığı; para kazanmak yerine, manevi değerlerin öne çıktığı, olgunluk ve bilgelik dönemidir bu. Emekli olmuş pek çok insanın en büyük özlemi, iş yaşamındaki mücadeleleri ve heyecanları artık bulamamasıdır. Henüz güçleri vardır ama, artık uğruna mücadele edilecek bir konu yoktur.

Batı dünyasında zihinsel ve bedensel kapasiteleri yerinde olan insanlar, bu soruna şöyle bir soru sorarak parmak basmışlar: “En çok özlenen dönemimiz hangisidir?” Çoğunluk  “gençler bilse, yaşlılar yapabilse” özdeyişine uygun olarak, “eğitim dönemi” diye yanıtlamışlar bu soruyu.  Yeniden eğitime, yeni şeyleri keşfe dönmek, sınav gibi bir zorunluk olmadan beyinlerini yeni şeylere açmak, sınamak, kendini kanıtlamak, heyecan verici gelmiş onlara.





“Üçüncü Yaş Üniversiteleri” işte tam da bu noktada bir ihtiyacı karşılamış.

Fransa'da Université du Troisiéme Age- UTA,  Anglo-Saxon ülkelerde  University of Third Age U3A kavramı giderek yerleşmiş. Böylece katılım için hiçbir ön şart aranmayan ve sonunda da herhangibir diploma alınması söz konusu olmayan, insanları sırf öğrenmenin zevkini tatmak için bir araya getiren, eğitim programları, kültürel, sosyal ve sanatsal etkinlikler düzenleyen ve aslında birer sivil toplum kuruluşundan (STK) başka birşey olmayan örgütlenmeler başlamış. Başka bir deyişle “öğrenme kooperatifleri”dir bu kuruluşlar.

İlk Üçüncü Yaş Üniversitesi, 1972-73 akademik yılında, profesör Pierre Vellas’ın öncülüğünde, Fransa’da Toulouse Üniversitesinde kurulmuş. Bir kaç yıl içerisinde büyük bir hızla, Fransa’daki pek çok üniversiteye yayılan bu kavram,  pek çok Avrupa ülkesinde, hatta ABD ve Kanada’da da kendini göstermiş.  Yine Pierre Vellas’ın öncülüğünde 1975’de Paris’de, Uluslararası Üçüncü Yaş Üniversiteleri Birliği (AIUTA) kurulmuş.

1981 yılına gelindiğinde, AIUTA’ya bağlı kuruluşların sayısı 170’e ulaşmış. 1982 yılında İngiltere'de de orta yaş üstü insanlar bu yeni kavramın kurumlarına bütünüyle kendi olanaklarını bir araya getirerek, dayanışma ve dirsek dirseğe verme örneği vererek kavuşmuşlar.  İngiltere'deki Üçüncü Yaş hareketinin gelişimi, STK hareketlerinin ruhuna uygun olarak, bağımsız ve kendiliğinden bir gelişim örneği olmuş. Mekân olarak katılımcıların evlerini,  bölge kütüphanelerini, mahalle okullarını kullanan İngiliz Üçüncü Yaş'lılar, öğretmenlerini kendi aralarından seçmişler (bilindiği gibi bir konuyu öğrenmenin en iyi yolu onu öğretmektir). Parasal kaynaklarını kendi aralarında topladıkları aidatlar ve katılım payları oluşturmuş.


Kendi olanaklarıyla harekete geçmiş olmaları İngiltere'deki 3YÜ'lerine büyük bir özgürlük ve hareketlilik sağlamış.
750'den fazla U3A'da 350 binden fazla üyenin biraraya geldiği büyüklü, ufaklı kuruluşlar birleşerek  hem kendi üyelerine,
hem de yeni kurulacak U3A’lara bazı imkanlar sağlayan ve yol gösteren Third Age Trust adlı bir vakıf kurmuşlar.

Bu tip bağımsız örgütlenme, devlet ya da yerel yönetimlerden  destek alan STK'lara göre, daha başarılı ve yaygın olabildiği için, birçok ülkede örgütlenme modeli olmuş.
İnsan yaşamı özetle çocukluk, gençlik ve yaşlılık olarak üç dönemlidir. İnsan gücü olduğu sürece, yaşı ne olursa olsun, hala genç döneminde hisseder kendini. Bugün yaşamın kolaylaşması ve tıptaki ilerlemelerle, yaşları ilerlemiş olsa da, kendini genç hisseden o kadar çok insan var ki! Ne çare ki toplum düzeni, yaşam savaşında arkadan yetişen genç kuşaklara, onlara kendi hayatlarını kurup, sürdürebilecekleri maddi olanaklara kavuşabilmeleri için, yer açılması gereğini dayatıyor. Bir bakıma, bir kuşağın arkasından gelen kuşaklara yer açmasına emeklilik adı veriliyor.

Günümüzde modern toplumlar, artık böylelikle atıl kalmış, toplum çarklarının dışına itilmiş, ancak gücü aklı yerinde, doğurganlık oranlarının düşmesiyle neredeyse gençlerin sayısına eşit sayıda, orta yaş üstü insanların varlığı ile yüzleşmek durumunda.  Kırsal yerlerde, kahveleri, camileri, meydanları dolduran bu işlevsiz kalabalıklar, kent ortamlarında nasıl oyalanacaklarını bilemeden, can sıkıntısı içinde yapacak yararlı bir iş ararlar:
ev işleri, bahçe işleri, torun bakmak gibi. Zamanlarını nasıl geçirdiklerini anlatan   ''geçirmek'',  
İnsan yaşamı özetle çocukluk, gençlik ve yaşlılık olarak üç dönemlidir. İnsan gücü olduğu sürece, yaşı ne olursa olsun, hala genç döneminde hisseder kendini. Bugün yaşamın kolaylaşması ve tıptaki ilerlemelerle, yaşları ilerlemiş olsa da, kendini genç hisseden o kadar çok insan var ki! Ne çare ki toplum düzeni, yaşam savaşında arkadan yetişen genç kuşaklara, onlara kendi hayatlarını kurup, sürdürebilecekleri maddi olanaklara kavuşabilmeleri için, yer açılması gereğini daya-tıyor. Bir bakıma, bir kuşağın arkasından gelen kuşaklara yer açmasına emeklilik adı veriliyor.

Günümüzde modern toplumlar, artık böylelikle atıl kalmış, toplum çarklarının dışına itilmiş, ancak gücü aklı yerinde, doğurganlık oranlarının düşmesiyle neredeyse gençlerin sayısına eşit sayıda, orta yaş üstü insanların varlığı ile yüzleşmek durumunda.  Kırsal yerlerde, kahveleri, camileri, meydanları dolduran bu işlevsiz kalabalıklar, kent ortamlarında nasıl oyalanacaklarını bilemeden, can sıkıntısı içinde yapacak yararlı bir iş ararlar:
ev işleri, bahçe işleri, torun bakmak gibi. Zamanlarını nasıl geçirdiklerini anlatan   ''geçirmek'',  ''oyalanmak'', ''eylenmek'' gibi sıfatlar, iş yaşamının dışına savrulmuş insanların hayata bakışlarının bir göstergesidir. Sanki artık hayat,  bir amacı olmayan, neşesiz, ''öldürülmesi'' gereken birşeye dönüşmüştür. Kanser, kalp rahatsızlıkları gibi başlıca erişkin yaş hastalıklarının  moral bozukluğu, yoğun stres ve ''işi bitmiş'' olmak gibi duygusal nedenlerle ilişkilendirildiği, artık tıbbi gerçekler olarak dile getiriliyor.

Orta yaşı geçip, belki 25-30 yıl daha emeklilik yaşamlarını sürdürmek durumunda kalan insanların yaşamınının bu evresi genellikle “Üçüncü Yaş” olarak adlandırılıyor. Kişilerin bedensel ve zihinsel yetenekleri yerinde olmasına rağmen, iş ve aile yaşamında yüklerinin azaldığı, buna karşılık yaşam tecrübelerinin arttığı; para kazanmak yerine, manevi değerlerin öne çıktığı, olgunluk ve bilgelik dönemidir bu. Emekli olmuş pek çok insanın en büyük özlemi, iş yaşamındaki mücadeleleri ve heyecanları artık bulamamasıdır. Henüz güçleri vardır ama, artık uğruna mücadele edilecek bir konu yoktur.

Batı dünyasında zihinsel ve bedensel kapasiteleri yerinde olan insanlar, bu soruna şöyle bir soru sorarak parmak basmışlar: “En çok özlenen dönemimiz hangisidir?” Çoğunluk  “gençler bilse, yaşlılar yapabilse” özdeyişine uygun olarak, “eğitim dönemi” diye yanıtlamışlar bu soruyu.  Yeniden eğitime, yeni şeyleri keşfe dönmek, sınav gibi bir zorunluk olmadan beyinlerini yeni şeylere açmak, sınamak, kendini kanıtlamak, heyecan verici gelmiş onlara.





“Üçüncü Yaş Üniversiteleri” işte tam da bu noktada bir ihtiyacı karşılamış.

Fransa'da Université du Troisiéme Age- UTA,  Anglo-Saxon ülkelerde  University of Third Age U3A kavramı giderek yerleşmiş. Böylece katılım için hiçbir ön şart aranmayan ve sonunda da herhangibir diploma alınması söz konusu olmayan, insanları sırf öğrenmenin zevkini tatmak için bir araya getiren, eğitim programları, kültürel, sosyal ve sanatsal etkinlikler düzenleyen ve aslında birer sivil toplum kuruluşundan (STK) başka birşey olmayan örgütlenmeler başlamış. Başka bir deyişle “öğrenme kooperatifleri”dir bu kuruluşlar.

İlk Üçüncü Yaş Üniversitesi, 1972-73 akademik yılında, profesör Pierre Vellas’ın öncülüğünde, Fransa’da Toulouse Üniversitesinde kurulmuş. Bir kaç yıl içerisinde büyük bir hızla, Fransa’daki pek çok üniversiteye yayılan bu kavram,  pek çok Avrupa ülkesinde, hatta ABD ve Kanada’da da kendini göstermiş.  Yine Pierre Vellas’ın öncülüğünde 1975’de Paris’de, Uluslararası Üçüncü Yaş Üniversiteleri Birliği (AIUTA) kurulmuş.

1981 yılına gelindiğinde, AIUTA’ya bağlı kuruluşların sayısı 170’e ulaşmış. 1982 yılında İngiltere'de de orta yaş üstü insanlar bu yeni kavramın kurumlarına bütünüyle kendi olanaklarını bir araya getirerek, dayanışma ve dirsek dirseğe verme örneği vererek kavuşmuşlar.  İngiltere'deki Üçüncü Yaş hareketinin gelişimi, STK hareketlerinin ruhuna uygun olarak, bağımsız ve kendiliğinden bir gelişim örneği olmuş. Mekân olarak katılımcıların evlerini,  bölge kütüphanelerini, mahalle okullarını kullanan İngiliz Üçüncü Yaş'lılar, öğretmenlerini kendi aralarından seçmişler (bilindiği gibi bir konuyu öğrenmenin en iyi yolu onu öğretmektir). Parasal kaynaklarını kendi aralarında topladıkları aidatlar ve katılım payları oluşturmuş.


Kendi olanaklarıyla harekete geçmiş olmaları İngiltere'deki 3YÜ'lerine büyük bir özgürlük ve hareketlilik sağlamış.
750'den fazla U3A'da 350 binden fazla üyenin biraraya geldiği büyüklü, ufaklı kuruluşlar birleşerek  hem kendi üyelerine,
hem de yeni kurulacak U3A’lara bazı imkanlar sağlayan ve yol gösteren Third Age Trust adlı bir vakıf kurmuşlar.

Bu tip bağımsız örgütlenme, devlet ya da yerel yönetimlerden  destek alan STK'lara göre, daha başarılı ve yaygın olabildiği için, birçok ülkede örgütlenme modeli olmuş.


Bu konu 1313 kez izlenmiştir