where to go in bodrum
HAKKIMIZDA BODRUMDA NEREYE GİDİLİR BODRUM OTELLERİ BODRUM MÜZESİ DERGİLERİMİZE REKLAM VERİN İLETİŞİM ANA SAYFA
Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 Tüm Yazı ve Haberler
Kıyılara Kaçan Kadınlar
Fikret Kızılok'un Ardından... Eylül, Yalnızlığın Senfonisi...
Yassıada Batıkları Belgeseli
Bir Zamanlar Mandalinalar
Bodrum Bienal'e Hazırlanırken
Fenerci İbrahim Unuttuklarımıza Kızıyor
Çökertme Türküsü Üzerine
Bodrum Gölköy'de nesli tükenmekte olan Datça Hurmaları
Uluburun Batığı Salonu, Bodrum Müzesinde açıldı.
Telvin Trio: Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu
Kıyılara Kaçan Kadınlar


Bu Yazı Bodrumlife Sayı 06 Ocak 2005 tarihli dergide yayınlanmıştır.

 Kıyılara Kaçan Kadınlar 

Onlar Kıyılara Kaçmıyorlar Hayata Doğru Koşuyorlar, Güzel ve Anlamı Olan Hayatlara.. Kendilerine İnanarak

Seda Arun'un derlediği “Kıyılara Kaçan Kadınlar” adlı kitap Ekim 2004'de Bilişim Yayıncılık tarafından yayımlandı. Bodrum'da oldukça ilgi gördü. Bir yaşam felsefesini kendi seçtikleri yolda sürdüren ve yaşamak için çoğu Bodrum'u seçen kadınların öyküleri var kitapta. Seda Arun da onlardan biri.

Kitaptaki öyküleri derleyen ve pek çoğunu onların anlattıklarından yola çıkarak kaleme alan Seda Arun 27 Haziran 1947 İstanbul doğumlu. Üç çocuğu ve üç torunu var. 1994 yılından bu yana Bodrum'da yaşıyor. Haziran 2004'te “Ben de Ben” isimli öykü kitabı, Ekim 2004'de “Kıyılara Kaçan Kadınlar” adlı kitabı Bilişim Yayıncılık tarafından yayımlandı. Işıltılı gözleri, şirin bir hanımefendi edası ve sempatisiyle bulunduğu ortamı renklendiren, bilgili ve kültürlü bir kadın Seda Arun. Tanınmış şair Özdemir Asaf'ın kızı. Onu yalnızca “Özdemir Asaf'ın kızı” olarak tanımlamak büyük yanılgı olur. 

Kitapta öyküleri olan kadınları Bodrum'da yaşayanlar tanıyacaklardır. Caddede, pazarda, sinemada ya da Denizciler Kahvesinde, dernek toplantılarında ya da sosyal etkinliklerde karşılaştığımız yüzler onlar. İçimizden birileri. Öykülerini okuduğunuzda günlük yaşamınızda yanınızdan geçip giden, hepimiz gibi birileri dediğimiz bu insanların, nasıl da kendi hayatlarında birer azim ve güç abidesi oluverdiklerine şaşıracaksınız.

 

- Nerden aklınıza geldi “Kıyılara Kaçan Kadınlar” ile ilgili bir kitap yazmak?

“Bu kitap, Bilişim Yayınlarından Hülya Üstün'ün önceden beridir gerçekleştirmek istediği bir düşünceydi. Kitapta yer alan kadınların Azer Bortaçina dışında hepsi tanıdığım, bildiğim insanlar. Tek tek kendilerini aradım. Bodrum'a geliş hikâyelerine bu kitapta yer vermek istediğimizi anlattım. Yaşadıkları yerlerden ayrılış sebeplerini, buralara geldiklerinde hangi duygulara sahip olduklarını, nelerle karşılaştıklarını, burada yaşadıkları süre içinde ve şimdi neler hissettiklerini, yaşadıklarını yazmalarını istedim. Hepsi olumlu karşıladılar.

Yalnız şunu söyleyeyim, kitabın adına önce ben karşı çıktım; kaçmak, güçsüzlük çağrıştırmıştı ilk anda benim için. Bir çok arkadaşımız da karşı çıktı zaten. Öyküleri toplayıp yazmaya başlayınca -on üç öyküyü ben kaleme aldım onların anlattıklarından yola çıkarak- anladım ki bu isimde bir ironi var. Kitabın adını da öylece bıraktık.”

- Öykülerden etkilenmemek mümkün değil. Kolay değildir eminim ki insanın kendi öyküsünü, duygularını anlatması; yaşadıklarıyla ve kendisiyle yüzleşerek, hayatla hesaplaşarak. Öyküleri okurken kimi yerlerde anlatılamayan, ortaya dökülemeyen şeylerin olduğunu da algılıyor insan. Bir gizem, bir perde var sanki. Ne dersiniz?

“Öykülerde anlatılmayan şeyler tabii ki var, olmalı da. Bir özel hayat anlatımı değil bu kitap. Bütün çekilenler, üzüntüler, acılar, hüzünler aynı olsa da öykülerin hepsi farklı.

Hikâyeler komşu gününde elti çekiştirmesi misali bir anlatımla ortaya konulamazdı. Nitekim, anlatılanları yazıya dökmeye başladığımda üzerinde uzun uzun düşündüm. Okuyucuyu ilgilendirmeyen, sıkıcı gelebilecek bölümlerden arındırmaya çalıştım. Doğal olarak bir gizem oluştu.

Özellikle Behiye'nin öyküsünde. Öyküsünü yazıya dökecek vakti yoktu, ben yazacaktım. Hikâyesini anlattığında aklıma Behçet Necatigil'in Dönmedolap şiiri geldi hemen. Sonra bir araya geldiğimizde, lunaparkın onun hayatında önemli bir sembol olduğunu öğrendim, ikimiz de şaşırdık. Adeta aramızda telepatik bir bağ oluşmuştu.”

Benim Öyküm Yok

- Öyküleri yazmanın bu kadınları bir noktada birleştirdiğini düşünüyorum. Sanıyorum kitabı okuyan kadınlar da belli noktalarda birleşecekler. Kitap bittikten sonra sizi arayan, “neden ben yokum” diye soranlar oldu mu?

“Çok kişi aradı. Kitapta yer almasını istediğim halde sonradan vazgeçtiğim arkadaşlar da oldu, kitap tamamlandıktan sonra bana ulaşanlar da. Kitap basılmadan önce aradığım kişilerden bir tanesi “benim öyküm yok” dedi örneğin, kendisinin öyküsünü yazmasını istediğimde. Önümüzdeki günlerde kitabın bir ikincisini gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Sonradan ulaştığımız öykülere bu kitapta yer vermeyi istiyoruz.”

Bodrum, Kadınlar İçin Özellikli Bir Yer

- Belki ben de bir kadın olduğum için, seçici dikkatim bu yönde odaklanıyor ve Bodrum'un kadınlar için özellikli bir yer olduğunu düşünüyorum. Başarılı kadın amiral ve Mozole'nin yaptırıcısı II. Artemisia, adı türkülerde yaşayan Bodrum Hâkimi, hep Bodrum'da yaşamış kadınlar. Kitabınızda yer alan kadınlar da birisi dışında hepsi Bodrum'u seçmişler. Öykülerini okuduğumda her biri benim gözümde birer kahraman oldu. Ne dersiniz bu Bodrum'un havası mı suyu mu kadınları kendine çekiyor, cesur kılıyor?

“Ben Bodrum'u Ege'nin bittiği yer olarak görürüm, her ne kadar gemiciler Ege İzmir'de biter dese de bence Bodrum, Ege'nin Akdeniz'le birleştiği bir köşe, Akdeniz'in de Ege'nin de kıyısı. Bu benim düşüncem. Böyle bakınca kadınlar hep kıyılarda, köşelerde gibi bir anlam da çıkıyor.

şžaka bir yana kitapta yer alan kadınların Bodrum'u seçmiş olmaları tamamen bir tesadüf. Ama hayatın onları karşı karşıya bıraktığı zor ve acılı olaylara karşı bir duruşları var, cesurlar. Dönemin siyasi çalkantılarının belirgin bir izi var yaşamlarında; kayıpları var, acıları var, kitapta yazmadığımız sıkıntıları var. Bunları kitapta yazdığımız vakit, politik bir yaklaşım çıkacaktı ortaya, yazmadık. Çünkü ayrı bir tarihi ve sosyolojik araştırmanın konusu olabilecek kadar önemli.”

Geride Kalan Kadınlar

“Hülya'nın “Geride Kalan Kadınlar” adlı bir kitap projesi daha vardı. Türkiye'nin siyasi tarihinde Ecevit'in “Karaoğlan” olduğu, İşçi Partisi'nin kurulmasından sonraki günlerde yaşananlar, pek çok insanın hayatının gelişimini etkileyen dönemlerdir. Çok insan öldü o yıllarda. Genç, inanmış, aydın insanlar çoğunluktu ölenler arasında. Geride gözü yaşlı eşlerini, neler olup bittiğinin bile farkında olmayan çocuklarını bırakarak. İşte bu geride kalan eşlerin öyküleri yer alacaktı kitapta. Vazgeçtik. Çünkü geride kalan eşler gerçekleri anlatmayacaklardı, anlatamayacaklardı. Davalarına ihanet etmek olacaktı.”

Kadınlar Zorluklara Karşı Tek Başlarına Göğüs Gerebiliyor

“Kitapta öykülerini anlatan kadınların pek çok ortak yönü var. İyi eğitim almışlar; pek çoğu dil biliyor, yaşamlarının belli dönemlerinde yurt dışında bulunmuşlar; okuyan, etraflarında olan bitenler hakkında fikir sahibi kadınlar. En önemlisi yaşama azimle sarılmış, pes etmemişler. Kendilerinden başka güvendikleri, tutundukları hiçbir kimse olmadan kararlarını tek başlarına vermişler.

O yüzden evli kadınlar bu kitapta yok. Bir gün bir arkadaşım ‘neden evli kadınları da yazmıyorsun, bir erkekle kıyıya gelmek daha zor' dedi. Aslında erkekleri reddeden bir bakış açısı yok öykülerde, yaşam içinden kesitler var. Aşık oluyorlar, evleniyorlar, tekrar âşık oluyorlar, erkekler hep var yaşamlarında. Ama hayatlarının tek amacı bir erkekle birlikte olmak değil.”

Kıyılara Kaçan Erkekleri Yazmayacağım

“Hülya ‘kıyılara kaçan erkekleri de yazalım, bir başka kitapta' dedi bir gün. Hatta çalışmalara da başladık. Öykülerini yazmayı öngördüğümüz kişilerin bir listesini yaptık. Kıyılara Kaçan Kadınlar kitabının öykülerini kaleme alma aşamasındaydım tam o sırada. Zeynep'in öyküsünü yeni tamamlamıştım. Çok etkilendiğim bir öyküydü. Oysa görüştüğümüz kıyılara kaçan erkeklerin hayatları kadınlarınkinden çok başkaydı. Bir kere ekonomik olarak daha iyi durumdaydılar, ortalama ellili yaşlarda olmalarına rağmen kendilerinden çok genç kadınlar vardı hayatlarında, yalnız kalamıyorlardı. Biten evliliklerinden olan çocuklarının sorumluluklarını pek azı üstlenmişti. Bu yüzden vazgeçtim. Kıyılara kaçan kadınlarla kıyılara kaçan erkekler arasında dünya kadar fark var. Onların öykülerinde kadınlarınki gibi bir duruş yok.”

Seda Arun bunları söylüyor.

Kıyılara kaçan erkeklerin öykülerini yazabilecek biri çıkar mı, bilemiyoruz ama kıyılara kaçan kadınların öyküleri okunmaya değer.


Bu konu 1397 kez izlenmiştir